MENÜ
İzmir
Son Kale İzmir
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Tıbbi cihaz üretimi ve Türkiye...
Hüsnü Çelebi
YAZARLAR
23 Mart 2020 Pazartesi

Tıbbi cihaz üretimi ve Türkiye...

Türkiye dünyanın en büyük 20 ekonomisi içinde yer alıyor. Virüsün dünya ekonomisine etkilerini önümüzdeki günlerde daha net göreceğiz. Olası etkileri için her ülke bazı mali paketler açıkladı. Türkiye de gerekli ekonomik tedbirlerin alındığını belirterek, finansal desteğin ayrıntılarını verdi. Bunların ne denli işe yarayacağını yaşayarak öğreneceğiz.
Almanya 614 milyar dolarlık dev bir paket açıkladı. Gerekirse artırabileceğini ekledi. Almanya üretim ekonomisine sahip bir ülke. Bu tarafının, finansal desteğe özgüven olarak yansıdığını anlamak güç değil. Alman ekonomisinin temelleri sağlam, bütçeleri her yıl rekora varan fazla veriyor. Bu rekorların içinde tıbbi cihaz, makine üretimleri önemli bir yere sahip. Böyle bir ülkenin mevcut salgın hastalık durumunda gereksinimlerini karşılayacak şekilde harekete geçmesi daha kolaydır. Bu bakımdan ülkelerin tıbbi altyapıları önem taşıyor. Fiziksel ve entelektüel altyapı ne kadar güçlüyse vakalarla o derece etkili mücadele edilebilir. Bu altyapının sağlamlığının nedenleri ayrıca önemli. Bunu anlamak için tıbbi cihaz üretimlerine bakmak gerekiyor. 
Dünyada yüksek teknolojiyle tıbbı cihaz üretimi ve pazar paylarına bakıldığında ABD, Japonya, Almanya ilk üç sırayı paylaşmış durumdalar. Her yıl milyarlarca dolar ihracat yapabilmenin, bütün dünyada bu ülkelerin ürettikleri cihazların sahip olduğu sağlam kalite algısına ulaşmanın kolay olmadığını anlamak gerekiyor.
Amerika yüzde 40’ın üzerinde bir payla lider konumda iken, Japonya yüzde 12 ve Almanya yüzde 10’a varan oranlarla yapılan yatırımların karşılığını alıyor. Çağdaş, bilimsel eğitimle insana yatırım yapan ülkelerin farkını böylece görüyoruz. İsrail’in de çok ciddi bir yükseliş içinde olduğu belirtiliyor. Yine Çin, bu alandaki teknolojik gelişimini üretime kaydırarak önemli bir yer edinme potansiyeli taşıyor. 
Türkiye’de ise durum pek parlak değil. Bu ülkelerin tıbbi cihaz geliştirmek ve üretmek için ayırdıkları ar-ge bütçeleri Türkiye ile kıyaslanamaz derecede yüksek kalıyor. Maalesef ülkemiz bu konuda tartışmasız ithalatçı durumunda. Ürettiğimiz malzemelerin çoğu düşük teknoloji ile imal edilen tıbbi materyaller. Yaklaşık yüzde 10 civarında olan tüketimi karşılama oranı beklentileri karşılamaktan uzak. İlk üçe giren ülkenin ortalama bütçelerinden araştırma geliştirme için harcadıkları pay yüzde 8 iken, Türkiye yüzde 0,8 ile bir hayli geride kalıyor. Durum böyle iken bugün yaşanan tıbbı malzeme sıkıntısı kaygılarını aşmak kolay olmayacaktır. Elbette her gelişme değerlidir. Fakat, çağdaş Türkiye hedefiyle yola çıkan Atatürk cumhuriyetinden daha iyisini beklemek hakkımız. Bugün bütün dünyanın “ Türkiye koronavirüse aşı geliştirmek üzere" paylaşmalarını izlemek gururunu yaşamalıydık. Gelinen noktada bu ümit, başka ülkelerden bekleniyor. Mesele sadece yukarıda bahsettiğim rakamlarla anlaşılamaz. Atatürk Türkiye’sindeki reformlar ve kazanımların içi boşaltılmasaydı bugün nerede olurduk? sorusuna verilecek yanıt önemli. Muhtemelen her hastalığa sarımsak kürü önermezdik. Daha iyi reçeteleri, daha hızlı hayata geçirirdik. Esas olanın insana yapılan yatırım olduğunu bilirdik. Bu da çağdaş ve bilimin ışığında bir eğitimle mümkün olur. Böyle olsaydı, kendileri için hayatını riske atan sağlık çalışanlarını anlar, onlara bıçak çekmezdik. Tam tersine alkışlarla destek olurduk. Ve kritik süreçlerin iyi yönetilmesi kolaylaşırdı. Sürecin bilim, bilgi, birikimle ilerletilmesi sağlanırdı. Kapsayıcı bir yaklaşımla iş ehlince sürdürülürdü.
Gazeteciye bıçak çekerek tepki gösteren vatandaşı anlamak ne kadar zorsa, ailesi karantinada olanın onları görmek için ısrar etmesi neticesinde, aldığı olumsuz cevap üzerine güvenlik görevlisini bıçaklayarak yaralamasını anlamak da bir o derece zordur. Gazetecilerin her zorluğa rağmen haber alma özgürlüğümüzün bekçileri olduğunu bilmeliyiz. Ülkede günlerdir hemen her yetkili, gazeteci, profesörün ısrarla virüsün yayılmaması için yapmamız gereken ne varsa anlatmasına rağmen, en çok risk altında olan hastane güvenliği ve sağlık ekiplerinin saldırıya uğraması akla zarar bir durumu ifade ediyor. Hemen her kesimden kanaat önderleri sokağa çıkmayın diye uyarırken, bazılarının sahillerde piknik yapması sokaklarda dolaşması, sadece onları ilgilendirmiyor. Herkesi tehdit eden bir eylemdir. Hastanelerin kademeli olarak enfekte olan insanlara hizmet vermesi hedefleniyor. Aşırı yoğunluk olursa sağlık altyapısının yerle bir olacağını anlamak için daha ne denmesi lazım? Lütfen yetkililerin uyarılarına dikkat edelim. Sevdiklerimizi göremeden ölüm haberlerini alma durumuyla karşı karşıya kalabileceğimizi bilelim. Virüsün yıkım kapasitesini anlamak için bir kaç ülkeye ve o ülkelerde yarattığı tahribata bakmak yeterli olmalı diye düşünüyorum...

 

 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Son Kale İzmir