MENÜ
İzmir 17°
Son Kale İzmir
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Ötekini anlamak!
Tülay Şahin Şencan
YAZARLAR
4 Nisan 2021 Pazar

Ötekini anlamak!

Yirminci yüzyılın en etkili bilim filozoflarından Yahudi kökenli Avusturyalı-İngiliz Karl Popper şöyle der: Bütün kuğular beyazdır önermesi, siyah kuğu görene kadardır. Ve siyah kuğu beyaz olanlara göre ötekidir. Bizden olmayandır, bizim yabancı olduklarımızdır, mevcut kültürün içinde dışlanmış olandır.

Yani öteki, sözde özgürlükler ülkesi Amerika’da zencidir, Kızılderili’ dir, mültecidir. Almanya’ da öteki, gaz odalarında, toplama kamplarında, fırınlarda katledilen Yahudi’dir, ekmek kavgası için oraya göç etmiş Almanya acı vatan diyen Türk’tür. Yugoslavya’da öteki, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Srebrenista’da soykırıma uğrayan Boşnak Müslümanlardır.

Ötekisi bol memleketimizde de çoğumuzun en büyük yarasıdır öteki olmak. O travmayı dibine kadar yaşayanlardanım, ondan biliyorum. “İnsanın acısını insan alır” diyor ya Şükrü Erbaş. Evet, doğrudur ve o yarayı sarmak, acıyı almak ise farklılıkları çatışmaya dönüştüren gücü devre dışı bırakarak ötekini anlamak ve dayanışmayı keşfetmekle olacaktır.

***

İnsan doğduğu andan itibaren karşılaştığı ilişki ağlarıyla birtakım bağlar kurar. Bu kişisel alan ve bağlar zamanla insanın gerçeklik zannına dönüşür. İspanyol filozof Ortega, varlık olarak insanı tanımlarken şöyle özetlemiştir: "Ben, kendim ve ortamımın toplamıyım."

Bu toplamın sonucu olan insanın bilebileceği tek yaşam da kendi yaşamıdır. Çakılıp kaldığı alelade dünyasının öte tarafına geçebilmesi, ötekini tanımasıyla mümkün olabilecektir.

Hallac-ı Mansur, “Ötekini anlamak için, ötekini kendine katmak değil, ona gitmek gerek” diyor. Anlamak, onu yutmadan, onun varlığına saygı duyarak, dilinden, gözünden anlamaya çaba göstermek ile mümkün olabilecektir.

Ötekini anlamak güç iştir. Anlamak, önce ötekinin varlığının bilincine varmak ve varlığını kabul etmekle başlar. Bu anlama süreci kişinin kendi çemberini aşıp ötekine yönelmesi, “tek doğru benim doğrum” kalıbından sıyrılması, “o nasıl hissediyor?”, “neden korkuyor?”, “ne istiyor*”, “onun yerinde olsam ne hissederdim, ne yapardım?” sorularını vicdanının aydınlığında kendisine sorması ve cesaretle cevaplaması ile devam edecektir. Bu yetmez, ötekinin koşullarını bilmek te  gerekir.

***

İnsan bilmediğinden, tanımadığından korkar. Yanlış temellere oturtarak vardığımız yargılar ile bilmediğimiz, bilmek ve tanımak için çaba sarf etmediğimiz, düşman bellediğimiz öteki, yıllardır birlikte yaşadığımız, kız alıp verdiğimiz, ortak acı ve sevinçleri paylaştığımız arkadaşımız, komşumuz, selam alıp, selam verdiğimizdir aslında. Aynı çağın içinden geçiyorken, farkında olmasak da benzer dertlerden mustarip olduğumuz, yaşadığımız bu topraklarda ortak kederler yüzünden çoktan kavilleştiğimizdir öteki.

Ezmek, yenmek, yok etmek üzerine kurgulu siyasetin nefret söylemiyle kararttığı yürekler ve vicdanlar, ötekini anlamanın, sevincine ve acısına ortak olmanın önündeki en büyük engeldir. Bayrak, din, ırk, cinsiyet ve tür, ötekinin kafasına indirilecek bir sopa değil iken, farklılıkların çatışması üzerinden var olabilen iktidarın elinde hepsi kitleleri etkilemek ve yönetmek için kullandığı bir araca dönüşür.

İktidar elindeki sopayı, ötekini terbiye etmek için, birey kimliği olmayan, ancak kitle içerisinde var olabilen, güce yaslanarak ve yaslandığı gücün bir parçası olmakla kendini önemli ve anlamlı hisseden, “Vur de vuralım, öl de ölelim” kafasındaki kitle insanının eline verir. En büyük tehlike ise kendi ahlakını ve normlarını geliştirememiş bu kitlenin “ben devletim” demesi ile başlar. Bu şuursuz kitlenin kendisini devletin asıl sahibi gördüğü ve ötekini de düzenin rahatını kaçıranlar olarak algıladığı anda elini ovuşturarak ilk yöneleceği ne yazık ki öteki olacaktır, geçmişte de bu hep böyle olmuştur.

Oysa şu kısacık hayatta kararan kalbin yükünü taşımak kadar yorucu ve beyhude bir uğraş olmasa gerek. Geldik ve biraz oyalanıp gideceğiz, hepsi bu. Sen! Gözünü belerterek ötekine bakan gölün beyaz kuğusu, on dört milyar yıllık evrende kendine yedi kırlangıç hayatı kadar ömür dileyen Cemal Süreya’dan en fazla beş on yıl daha uzun yaşarsın. Ne hoş gör, ne de hor gör. Hoş görmek te kibir kokar çünkü. İnan zor değil, bazen uzattığın bir el, gözünde biriken bir damla yaş, bazen açık yürekli içten bir özür, ötekiyle dayanışmak için göze alacağın cesur bir adım seni ona götürür.

***

Sivaslı halk ozanı Ruhsati’ nin şiirindeki “Gördüm iki kişi mezar eşiyor/ Gam kasavet gelmiş boydan aşıyor/ Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor/ Gel de bu rüyayı yor deli gönül.” dizeleri, gerçeğe uyanmak için ışık olsun.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Selfinaz Şimşek
 6 Nisan 2021 Salı 08:57
Ben de bütün dünya insanlarının hiç bir diğer insanları hor görmeden barış içinde yaşamalarını canı gönülden isteyen biriyim. 1966 -67-68 yıllarında Gemerek ortaokulunda okurken Elbistanlı bir öğretmenimiz dersin yarısını alevileri kötüleyerek, karalayarak resmen vatan haini ilan ederek geçirirdi. Öyle korkar öyle ezilirdim ki anlatamam. Oturduğum sıranın altında bir yarık vardı Şu yarık biraz daha açılsa da ordan kaçsam derdim. Her derste bizim köyden olan Karaveli Dayı hakkında ithamlarda bulunurdu.Şöyle ki: Karaveli Dayı reçberlik yapamadığı için bulgur değirmeni alınmıştı köylülerin bulgurunu öğütür karşılığında yine az biraz bulgur alırdı.(kimsede para olmadığı için ) yaptığı hizmetin karşılığı olarak. Bizim öğretmen bizim köye yakın Çepni köyünden evli idi.Bizim köyü ordan biliyor. Sanki Karaveli Dayı holdin sahibi birisi gibi göstererek vergi kaçakçısı ilan eder en iğrenç cümlelerle bu kızılbaşlar var ya bu kızılbaşlar............şimdi yazmak istemiyorum en aşağılayıcı sözleri kullanırdı. Ben eve gelince okula gitmeyeceğimi köye gitmek istediğimi söylerdim. Bu öğretmen yüzünden okuldan nefret ediyordum.Ama anneme babama da sebebini söyleyemiyordum babam kavga eder diye korkuyordum.( Ha bu arada benim babam Kuranı kasabanın müftüsünden daha iyi okur daha iyi tercüme ederdi.Hatta cenaze namazlarını hatalı olduğunu müftünün de" hadi ordan kızılbaş cücüğü sen ne biliyorsun deyip konunun diyanete kadar yazılıp iletilmesiyle aynen babamın dediği şekilde olacağı belirtilmiştir.) Annemin zoruyla okulu bitirdim.Aslında çok başarılı bir öğrenciydim. Demem o ki ötekileştirmeyi nefretle yaşayan biri olarak diyorum ki: Bütün dünya insanları kardeştir.
 Gülten Sıktas
 5 Nisan 2021 Pazartesi 01:34
Anlamak için dinlemek gerek... Birbirini asla dinlemeyen bir toplumuz... Yüreğine sağlık
 Cemal Göç
 4 Nisan 2021 Pazar 19:23
Çok güzel bir yazı emeğine yüreğine,kalemine sağlık.
 Nejdet Yıldırımlar.
 4 Nisan 2021 Pazar 16:02
Öncelikle ötekilerin, neden öteki, berikilerinde neden beriki olduğunu iyice araştırmak gerekir. Bunlar acaba kendi istekleriylemi öteki yada beriki oldular. Ötekiler, berikiyken ötekilerin durumunu anlamaya çalıştımı hiç. Çalıştıysa niçin beriki olduklarında onları ötekiliştiriyorlar?. Sonuç olarak bu güzel dünyayı dahada güzel, yaşanacak bir yer olarak getirmeye çalışacakları yerde, niçin birbirlerine katlanmayıp, yaşanmaz hale getirmeye çalışıyorlar.
 AlaattiŞahin
 4 Nisan 2021 Pazar 15:51
Yazı çok şeyi net olarak anlatıyor.Konudan konuya geçiş çok akıcı.Neticede biri birine bağlantılı.Çok güzel bir yazı olmuş.Devamının gelmesi dileğiyle,Kalemine yüreğine sağlık.
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2021 Son Kale İzmir