MENÜ
İzmir 20°
Son Kale İzmir
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
MÜTAHİT DUR DİYOM SANA!
Filiz Ekinci
YAZARLAR
4 Mayıs 2021 Salı

MÜTAHİT DUR DİYOM SANA!

Haftalardır İkizdere’de yaşanılan olaylarda çevre sakinlerinin feryadı yeri göğü inletiyor. Toprağını savunmak için birer ağaç olup ağaçlara tırmanıyorlar, kadınlar zincirlerle kendilerini ağaca kilitliyor, ellerinde dövizlerle seslerini duyurmaya çalışıyorlar.

İkizdereli kadının, ''Mütahit  dur diyom sana. Başka yer bul.Bizi yok etme.’’çığlığını duyunca aklıma, ‘’ Bir Yolcuya’’şiiri geldi.

Necmettin Halil ONAN’ın yazdığı ve Türk ordusunun Çanakkale Savaşı'ndaki savunmasını  anlatan şiirde, üzerine basılan toğrağın sadece bir toprak parçası olmadığı anlatılır. Adeta ağaçları kesmeye gelenlere seslenir.

Dur diyom sana mütahit..

Bilmeden kestiğiniz o ağaçlar sadece ağaç değildir..

Kazdığınız bu topraklar, sadece toprak değildir..

Eğil de kulak ver karıncanın sesine, kulak ver ağaçtaki kuşun sesine..

Bu sessiz yığın, bir vatan kalbinin attığı yerdir..

Bastığımız ve üzerinde yaşadığımız toprak sadece bir toprak parçası değildir. Hepimizin özellikle de bölgede yaşayan tüm canların yaşam kaynağıdır.

Aş’ıdır..

İşi’dir..

Hava'sıdır..

Su'yudur..

Evi’dir..

Yuvası’dır..

Dahası ''ülkemizin geleceği''dir.

Bütün bunlar ne adına yok edilecek?

Bu ''Yatırım projesi''nde hangi kamu yararı var?

Bölge insanı'nın hangi sorununu çözecek?

Bölge'ye ya da ülke'ye  ne fayda sağlayacak?

Ülke de hiç  taş ocağı açacak yer kalmadı da Karadeniz yaylaları mı kaldı?

Kaz dağlarının ne hale geldiği ortada değil mi?

Güzelim doğa  yok edilmesin diye insanlar yollara düştü.

 Piyono yollara düştü, sesini duyurmak için.

Durduruldu, şimdilik!

Ya sonrası?

Bugün  doğanın yok oluşuna dair göz ardı ettiğimiz her soru,

Duymadığımız her çığlık,

Görmek istemediğimiz her gerçek, bir gün yokluk, sefalet ve ekilecek bir toprak parçası bulamamak olarak karşımıza çıktığında mazeretimiz ne olacak?

O gün geldiğinde ağaca tırmanan erkeklerin,  acıyla bekleşen kadınların ''biz haklıydık gördünüz işte'' demesi neyi değiştirecek?

Toprağın kıymetini en iyi Karadeniz kadını bilir!

Siz, hiç cılız akan bir derenin üzerine köprü yapar gibi tahtalar yerleştirip, başka yerden getirdiğiniz toprağı

bu tahtaların üzerine yayıp,akşama yiyeceğiniz yemekliği ya da pazarda satacağınız gündeliğinizi ektiniz mi?

Artvin'de görev yaptığım dönemde bu şekilde karalahana eken Karadeniz kadınını gördüğümde, geniş topraklar üzerinde yaşayan biri olarak kendimi hem şanslı hissetmiş, hem de içimde  tuhaf bir hüzün hissetmiştim.  Karalahana eken kadının görüntüsü aklıma kazınmıştı. Toprağın aslında ''ne demek'' olduğunu o gün, bir kere daha anladım.

Doğanın yok edilmesi sadece toprakla ilgili de  değil. Yapılan araştırmalarda, toprakla birlikte birçok olumsuzluğun yaşanacağını gösteriyor. Taş ocakları ile ilgili yazılan makalede çıkan sonuçlar Karadeniz halkını haklı çıkarıyor.

  • ''Toprağı koruyucu fonksiyonu olan bitki örtüsünün tahrip olması böylece doğal madde çevrimi ve besin zincirinin bozulması,

• Arazideki mevcut yüzey ve yeraltı sularının fiziksel, kimyasal yapısında ya da ısısında değişikliklerin meydana gelmesi…Bu nedenle yöredeki göl ve göletlerin kuruması ve su seviyelerinin düşmesine yol açabilir, terkedilmiş kazı alanlarında yeni su kitleleri oluşur.

• Zehirli, zararlı maddeler içeren dekapaj ve örtü tabakaları için yanlış seçilen döküm sahalarının yeraltı sularını kirletmesi, asidite ve sertliklerinin değişmesine neden olabilmesi,

 • Çok uzun sürede oluşmuş yüzey şekillerinin (jeomorfolojik yapının) bozulması,

 • Alan ve yakın çevre yerel iklim ve mikro klimasında değişimlerin meydana gelebilmesi,

• Topraktaki canlıların yok olması,

• Nemli ve verimli toprağın kaybı ile abiyotik minerallerin, materyal yığınları ve şevlerin üzerinde kalması,

• Yaşam ortamına verilen zararlar nedeni ile faunanın etkilenmesi,

• Görsel peyzajdaki ve doğal alandaki zararlanmalar, kazı ve dolgu alanları, bitki materyali kaybı, işletme sahasındaki şantiye, yapı ve yolların görsel peyzajı etkilemesidir. ‘’

Daha da kötüsü makalede, ‘’Madencilik faaliyetleri sırasında veya sonrasında tahrip edilen ve doğal dengesi bozulan araziyi, işletme sonrasında çeşitli yöntemlerle ilk haline getirmek olası değildir’’ sonucuna ulaşılmış.

Anadolu toprağı için büyük emek harcayan ''Toprak Dede'' Hayrettin Karaca,Anadolu'yu gezerken hızlı bir çölleşmeyi, kuruyan şelaleleri ve tahrip edilen ormanları görünce  1992 yılında TEMA vakfını kurar.  Toprak Dede,  dünyayı acımasızca tükettiğimizi söyler.  “Dünyadan insanı alın, hiçbir şey değişmez, hatta güllük gülistanlık olur her şey. Ama doğa sağlıklı olmazsa insan yaşayamaz, yok olur. Ama doğa katlediliyor hırs uğruna... Daha fazla kâr için, daha fazla üretmek için, acımasızca tüketiyoruz dünyayı... Tek bir yolu var bu hazin sona gidişi önlemenin: İhtiyacımız kadar tüketmek. Yaşamak için yaşatmaktan başka bir yolumuz yok!”

Haklıdır !

Biz  yaşamak için yaşatmak yerine, dünyayı yok ediyoruz..

Acımasızca tüketiyoruz doğayı..

Kötü bir savaşın izdüşümünde yaşıyor gibiyiz..

Bir yolcuya seslenir gibi sesleniyor Karadeniz kadını..

''Mütahit dur diyom sana,''

Sağır sultan  duydu çığlıklarını..

Yer -gök duydu..

Ağaçlar duydu, böcekler duydu, kurt, kuzu, karaca duydu...

Başka duyan var mı?

''Hiç kimse duymak istemeyen  biri kadar sağır olamaz.'' demiş Shakespeare..

Doğayı betonlaştırdık…

Denizleri betonlaştırdık..

Sahilleri betonlaştırdık..

Şehirleri betonlaştırdık..

İklimler yer değiştirdi..

Buzulllar eriyor..

''Bedelini gelecek kuşaklar ödeyecek'' sözü artık geçerli değil..

Bedelini bugün yaşayanlar ödüyor..

 Şimdilik, patates -soğana muhtaç kalarak.. 

Yarın ise, aç kalmamak için  betonlara ''ithal ettiğimiz toprağı''  taşıyıp ekeceğiz..

Bu gidişle,  ekecek toprağımız da kalmayacak...

-------------------

Yararlanılan Kaynak

Mehmet TOPAY, Serife SERTKAYA AYDIN, Nurhan KOCAN, Taş Ocaklarının Peyzaja Etkileri ve Yeniden Kullanımlarına Yönelik Çözüm Önerileri: Bartın İli Örneği, Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, Seri: A, Sayı: 2, Yıl: 2007, ISSN: 1302-7085, Sayfa: 134-144

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2021 Son Kale İzmir